29 Kasım 2011 Salı

Vesile ve Araç Arasındaki Fark

Vesile aracıdır araç değil. Neden olabilir bir anlamıyla, bahane değil. Ama, bahanedir de, olumlu anlamıyla.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Semazen Olacaksanız Zahmeti Bırakın, Nevşehir İş Kurumuna Başvurun!

"Turizm bölgesi olan Nevşehir'de turizm işletmeleri tarafından özellikle semazen eksikliği bulunduğunu tespit eden Kurul, bu konuda yeterli çalışacak personel yetiştirmek üzere kurs açmaya da karar verdi."

Ben "düşe kalka semazen olunur, gösteri semazenliği olmaz, semazenliğin okulu hayattır" demiştim. Demokrat bir insan olduğumdan karşıt duruşu, görüşü de sunuyorum.

İşte böyle. Dünyanın ve dünyada oluşun bin bir inceliğiyle boğuşmak yerine bir meslek olarak semazenlik pişirilmiş, kotarılmış sunuluyor. Siz beni dinlemeyin. Ziyafet masalarında raks edin. Bu ister yemekteyizvari sofralar olsun, ister muhafazakar siyasi parti toplantıları, çıkın sov yapın, çoluk çocuğunuzu geçindirin.

Doğru mısrayı bulmak için 17 sene çırpınan şair, çöle düşen aşık, hikmet peşinde ömür tüketenler, hepsi hepsi gereksizler.

Ve, gereksizler kapısıdır bizim kapımız:

Tüm dünyanın gereksizleri, esersizleri, hâlâ ortaya bir şey koyamadan çırpınanları, yollarda, kütüphanelerde, çilehanelerde ömür çürütenleri bu kapı sizin kapınız. Kim olursanız olun...

18 Kasım 2011 Cuma

Peygamber Ebu Cehil İle Akraba İken

Bir yetkilinin insanların içeri atılmaları ve tutuklanmalarını savunmak için  "onun şu akrabası şunu yapmış, bu akrabası bunu yapmış!" demesi üzerine.

Ele geçebilecek her taşı her bir yöne fırlatanlarımız olduğuna göre günahsızlık iddiasında olanlarımız az değiller. İsa "günahsız olan ilk taşı atsın!" dediğinde ileri adım atan çıkmamıştı. Ya o zamanın insanı ne yaptığını bilebiliyordu ya da bugün insanlık büyük ilerlemeler kaydetmiş durumda.

Mevlânâ seyit, şerif ve sıddık olduğuna göre o da Ebu Cehil ile akraba. O kendi içindeki cahille savaşırken başkalarının geçmişi üzerine hırkasını örtebilenlerdendi.

Başkalarının geçmişini kurcalamamak neden mi önemlidir? İnsanların kaderi üzerine söz söyleyebilir olduğunuzu, sorumluluk ve hayatlarının şekillenişini esir etmeye, dondurmaya, belirlemeye kalkabilecek bir yetkinizin olduğunu düşünmeniz ile başkalarının kaderleri üzerinde söz sahibi olma inancına gideceğiniz için!

Sabah ezan vakti idam edilmek üzere olan bir rum mahkûm'un üşüdüğünü gören Mevlânâ, hırkasıyla onun sırtını örter, camiye gider. Cellâtlar adamı idam etmeyi reddederek üstlerine giderler. Onlar da kadıya, yöneticilere. Gelişmeler sonucu Mahkûm affedilir ve Mevlâna'nın yanından ayrılmaz, ömür boyu dostlarından olur.

Zamanın ileri gelen "günahsız fazilet sahipleri" ise, Mevlânâ'nın "kendileri gibi faziletli insanlar dururken" halktan, meslek sahibi, çalışarak geçinen insanlarla yani "avam"la oturup kalkmasından hoşnutsuzlardı. Mevlânânın dostlarının elit meclislere alınmadığı olurdu. Tüm arkadaşları içeri alınana kadar kapıda beklemesi, içeri girmemesine dair menkıbeyi doğrular beyitleri vardır mesnevide. Kapıdan arkadaşlarını geçiremeyen, insanlık eşiğini de atlatabilir mi?

...

Hukuk "geçmişte o şunu yaptı bunu yaptı, yine yapar" üzerinden işlemez. İşletildiğinde ise vasilerin, şımarıkların, hakikatsizlerin hukuku olur.

Hamza ve Ömer'in gençlikleri üzerine müşrikler neler dememişlerdi ki? Onlara kulak kabartanlardan olsaydık, ne bir Ömerimiz olabilirdi, ne de Hamzamız.

Ebu Cehille akrabalık önemsiz bir şey, içimizdeki arif, aydının karşısındaki ebu cehilliğimizi, kendi cehlimizi görmememize ne denir?

Mesnevide Firavun ve Musa insanın kendi iç çatışmasındadır da.

Bir tutuklanan hanım için söylenenler Rabia Hatun için söylenenlerin yanında hafif kalıyor.

Zalimliğinden pişman olup tacını tahtını atmış, insanlar içine karışmış bir padişahı linç edebilir adalet cellatları. Ya halâ padişah kalsaydı, kalarak değişseydi? Semiz atının üzerindeyken, kapıkulları yanındayken, o dinleyecekken bile söylemeye cesaret edebilirler miydi söylenileni?

...

Tutuklu bir insan için uluların, büyüklerin, sevdiklerin için de uygulanabilecek bir kuralın varsa onu uygula.

Mevlânânın evlatları içinde de tutuklanmışlar, isyan etmişler, borcunu ödememişler vardır, var. Kendi yolları, kendi hayatları, kendi sorumluluklarıdır.

Her tutuklanışı, karşı duruşu kriminalize etmenin ise bir anlamı yok. Ebu Hanife de tutuklanmıştı.

Ve en kötü insanın bile soyunda muhakkak rahmetle anılacak birileri çıkar!

...

Soyum sopumla affedilecek, soyum sopumla eziyet göreceksem, karşımdaki dil zulüm dilidir. Hukuku adaletinden ayrı kıldığı için!

İnsanları cürümleriyle, eylemleriyle yargılarsın. Bunun için de video kaset sızdırarak zemin oluşturamazsın. Daha ağır suçlar, talan ve yalanlar için belgeler bulunamazken, her gazetecinin telefon konuşmasının devlet kurumları aracılığı ile medyaya sunulması geleneğe göre adalete zulüm kategorisine girer! Reelhukuk'u bilemem. Hukuk'un temellenmesini sağlayan hakikatle hüküm, adaletin her yana ve yöne işlerliği prensibidir.

...

Bizim neslin hayatı karakollarda, işkencehanelerde geçti. Bizden özür dilemek yerine her aklına esen bazan haklı bazan iftiradan ibaret iddialar için geçmişimizi paspas etmeye mi çalışacak? Onlar başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi karanlık olmayanlardır. Aydınlatma teşhirle değil hukuki meşruiyette ve ahlakın terketmediği diskurlarda yürür.

...

Adalet, propagandayla, ona ayrı buna ayrı kriterlerle hayata geçirilmez.

Dostun da düşmanın da kanunlar karşısında yeri birdir.

Teşhir edersen hesap da vermeye açık durursun. Onlara işkencede neler yapılmış, adaletsizliğe ve zulme uğramışlar mı, madem bu kadar çok şey biliyorsun, zulüm karşısında ne yaptın diye sormazlar mı?

...

Zulme ve eziyete uğramışların yaptıkları kendilerine yapılana karşılıktır diye düşünmüyorum. İnsanlar adalet karşısında eylediklerinin hesabını verirler. Karşılarındaki adalet ise, olur olmaz her şeyi konu edinmez zaten.

İstiklal Mahkemelerine bugünlerde çatanlar çok, çok da, onların astıklarının çocuklarına yapmadıklarını bugün yapmak, soy ve akrabalık suçu yaratmak nedir? Eleştirilen nedir?

Hiç bir insanın geçmişi boş bir yapraktan ibaret değildir. İnsan hayatla öğrenir, pişer, olgunlaşır.

Yenimuhafazakarlığımızda insan hayatı yok. Hatasızlık hayatı var. İnsansız bir insanlık. Ya kutsallaştırılan insan kavramı ya da içi boşaltılan!

Kaldı ki, itiraz isyan bazan ahlaki yükümlülüktür.

12 eylülde devlet kurumlarında genç kızlara tecavüz edildi. Sayıları belli. Yapanlar belli. Bunları yapanlar akrabalarının merit listelerini etkileyecekler mi? Eklense adil olacak mı?

...

Bir iç savaşın yaraları silinmeden, acıların üzerinde raksederek yeni yaralar kanırtılıyor. Affedilemez yanlışlar yanılmazlık iddiasıyla yapılan yanlışlardır, pişman olmayanların yanlışları. Yanlışın kaynağına kutsallık atfediş her daim karşımıza çıkan.

İnsanları yargılayabilirsiniz, tutuklayabilirsiniz ama yaptıklarınız sorgulanacaktır. Her sorgulayanın kasedini yayınlarsanız, iktidar makamından cevaplarsanız meşruiyet derdini bir kenara bırakmış olursunuz. Tutuklu ve hükümlülerin, vatandaşların özel hayatları, geçmişleri orta malı değildir. Devletin ve meşruiyetini hukuktan almayan hiçbir kurumun kamu yararı adına teşhircilik hakkı yoktur.

İnsanlar gaf yapar, devletin gaf yapma hakkı yoktur.

...

Böyle devam ederse, adalete, kanun karşısında eşitliğe inancımız sıfırlanacak. Yeniden bir halk olmanın temel tartışmalarına döneceğiz.

Onca emek, alın teri, bin yılların çabası sıfırlanacak.

Vahim olmasa durum, buradan yazmazdım.

29 Ekim 2011 Cumartesi

İyi Şey Düşünmek, İyi Şey Söylemek

Akıldan geçmeyecek şey yoktur. Yalnız olabileceği değil, olmayabileceği de düşünebiliriz.

Balıkları kavağa çıkartabilir, suaygırlarına gazel söyletebiliriz. Ne kadar çok şey mantıksal olarak mümkün. Mantıksal olarak mümkün olanı da düşünmek mümkün.

İyi şey düşünmek, olanı hayra yormak olabileceği görmemezlikten gelmek değil. İnsanın kendisine yalan söylemesi hiç değil.

Düşünmeyi, düşüncenin içeriğinin oluşumunu belirleyen insanın toplumsallaşması: Kişilik, kimlik, bireysellik edinme süreçleri. Bunun bir kısmı eskiden "terbiye"nin bir anlamını oluşturuyordu.

İnsanın toplumsallaşması oyun oynayarak, taklit süreçlerinden, terbiyeden ve eğitimden geçen karmaşık süreçlerin toplamı. Dil ediniyoruz, dil edimlerini [speech acts] ayrıştırarak kullanmasını öğreniyoruz. Kendi tecrübemizi edinirken insanlığın geçmiş tecrübesini de paylaşıyoruz az çok.

Ne dil bir insan ömründe gelişiyor, ne de dili tarihiyle öğreniyoruz. Dil hem tarihinsel derinliğini, imkânlarını kendi içinde taşıyor, hem de konuştuğumuz dil kendi becerebildiğimiz, edinebildiğimiz, içinde kendimizi ifade ettiğimiz, kendimizde konuşan ve kendimize malettiğimiz geleneğin bizim ile hareket eden zaman ve mekânda yerleşikliğinin dili.

Dünyada dilsiz düşüncenin, anlaşmanın mümkün olduğunu söylemek imkânsız. İnsanın anlaması, anlaşma, konuşma. Yani diskursif, "söylemsel".

"Ne düşündüğünü söyle, kim olduğunu söyleyeyim!" de diyebiliriz insana. Bu, düşüncenin tasavvûrun sansür filtrelerinden geçiyorluğundan değil: Hem işleniyor, eleştirel tepkiden geçiyorluğundan; hem de konunun hakîkatine, meseleye, konusuna gitgide daha yakınlaşıyor olduğundandır.

Hayâlgücü bir kapasitedir, vehim ise (çoğu anlamıyla) hoş değildir. İnsanın aklından geçenlerin meselenin hakikatînin ta kendisi olabildiği nadirdir. İnsanın aklına ne geldiğini işleyebilmesi, yönlendirebilmesi yargı/muhakeme gücünün işidir. İnsanın düşüncesi toplumsallaşmada geliştirilen ustalıkların, gitgide inceleştirilebilen dil hakimiyeti ve kültürel kapasitenin insanın gerçekliğinin hakîkatiyle yüzleşmesinde şekillenmektedir.

"Güzel düşünce", insanların iyiliğini isteyen, toplumsal dayanışmada kendisini bulmuş ve toplumsal dayanışmanın bir ifadesi olarak şekillenmiş, bireyselleşmiş insana yazdığımız düşünce.

İnsanın kendisine, başkalarıne, dostlarına, düşmanlarına yönelik niyet ve tavrı "şekillendirici toplumsal dayanışmanın", yani toplumsallaşmanın da (bir anlamıyla) kendisini ifadesi.

Güzel düşüncenin etrafa umut saçıcılığı farkedilemeyecek bir şey değil. Hakîkati dile getirmenin her daim kaçınılamayacak can acıtıcılığı da. Mesele olanı olmamış, olmayanı olmuş yapıp yapmamak değil. Mesele şerden hayır çıkarabilen, zûlme direnmeyi tavır edinmiş, kapıların kapılara açıldığını kavrayabilmiş; tarihin ve ömürlerin başını sonunu, nihaî anlamını bilir geçinmeyen bir hakîkatlilikten bakışı edinmeyi bilmek.

Umut şen şakrak duruştan gelmiyor. Umut ileriye bakabilirlikten, sorumluluğunu bilişten, çare arayıştan, hakîkî çaresizlikten, direniş geleneğinden geliyor.

İyimserliğin hâli inkâr olarak itici gelebildiği, geleni farketmenin ise karamsarlık olarak damgalandığı yılları dünya az yaşamadı.

İnsanı bugün gülümseten yarın insanların kanını dondurabilir; insanı bugün ürküten, yoran hakîkat iddiası yarın bir çıkış yoluna yönelmemizi sağlayabilir.

İyimserlik daha hoş gelse de, karamsarlığın da bazan lâtif, ince ve umut verici olabildiğini görebiliyoruz.

İnsana baktığımızda ne olabileceğini, kapasitesini görmemiz gerekiyor, insanın bugünü sorunluysa. Herkese böyle bakmak da yetmiyor. Kendisi açısından dahi geleceği karanlık bir insanın bugününde ve bir geçmiş olarak edindiklerindeki güzelliği de görmemiz, gösterebilmemiz gerekebiliyor. Bazan görmeden geçmemiz de.

"İyi, has, halis, munis" düşünce gerçeği eğip bükmekten değil, insanın iyiliğini, dünyanın esenliğini istemekten, her insana, ülkeye, millete, halka aynı insanî kapasite ve imkânları yazabiliyor olabilmekten geçiyor.

Bir kısmı öğrenilebilir olsa da, arkasında durabiliyor olmadıkça, temellendirebiliyor olmadıkça ilk sınanmada buharlaşıp gidebilecek öğrenmişlikler bunlar.

Toplumsallaşmanın doruk noktası da buralarda zaten: Geneli temsil ediyor olabilmemizi, geneli eleştirebiliyor olma kapasitesiyle aşmakta!

24 Ekim 2011 Pazartesi

13 Yaşındaki Çocuk İçin "Keşke Kurtarmasaydınız!" Demek

Yıkıntı altında bekleyen 13 yaşındaki çocuk için "büyüyünce devlete kurşun sıkar, orada kalsın!" diyebilenler var.

Bunu içimizden bir kişi bile söyleyebiliyorsa ne bu dünyada, ne de öbür dünyada yerimiz vardır.

Enkaz altında kalanlarda devlet memuru, öğretmen ve öğrenci oranı nüfusa oranlarından daha yüksek. Bunun kamu kuruluşlarının ruhsatsız bina yaptırabilme imkânları ve hukuksuzluğu işbitiricilik görme eğilimi yüzünden olup olmadığını zamanla göreceğiz. Kurtarılacakların kimler olduklarını, nerede doğup büyüdüklerini bilebilmemiz ne mümkün, ne de gerekli.

Kerbelâda, Çanakkalede, Medine Müdafaasında, Kuttül Ammarede, İstiklâl Harbinde en büyük kayıpları vermiş ailelerin evlâtları vatandaşlarımızı insafa ve insanlığa çağırıyorlarken, Vatan için hiç bir fedakârlıkta bulunmamış magazinciler, tatlısu vatanperverleri, sosyalmedya şımarıkları ahkâm ve kin kusup duruyorlar.

Ahlâksızlık ve insafsızlık bu kadar pervasız olabiliyorsa, toplum olarak geleceğimiz karanlıktır.

Hapishaneye itfaiyeci, acil servise hekim olarak gidiyorsan, dostun da düşmanın da bir: Yangın, kanayan yara yüz göz olacağın şey.

Esirine yediğinden yedirmeyen, aç ve açık bırakan dahi bizden değilken, kim hangi cüretle bizim adımıza konuşabiliyor ve insanların geleceklerini düşmanlıkla itham ediyor?

Dostluk da düşmanlık da geçer. Kardeşin kardeşe karşı olduğu olur. İnsaf, ahlak ve hukuk ise her daim bayrağımız olmalıdır! Dostsuz olur, adaletsiz olmaz. Kardeşsiz olır, insafsız olmaz.

Yusufu kuyuya atan kardeşleriydi. Kurtaranlarsa belki bir zamanki düşmanları.

"Bırak çıkarma!" diyen o zaman da olmuştur. Çıkarsa da çıkarmasa da, kalan ve gidenin hesabı kalmadı bitti.

Kuyudan canavarları bırakmaya kalkarsın, adına da hukuk dersin, ama, komşunun kuzusunu da yangından kurtarmazsın. Komşu düşman diyelim, kuzu da mı düşman?

Bataklıktaki kanlına el uzattığında dahi, sana yaranmasını beklemediğinde dost bulursun kendine.

Yani yaptığını yapman gerektiği için yaptıkça, insanlar da kendi yapmaları gerekenleri yaptıkça dünya dünyalığını bulur.

Sırta inen hançer de, sırtına siper oluşlar da sırtını güvenle insana dönebilenin yaşayabileceği bir şey.

Bir kazada "neredensin hemşerim, sabıka kaydın var mı?" diye soracaksak, kazanın ta kendisi oluruz.

Suçsuza zulüm önereceğine, onun masum ya da masum olmamaya gidebilecek hayatına, bir özgürlük olarak insanlığına izin ver, bu iznin senden geldiğine inanıyorsan, bu kadar kadirsen, çok bilmişsen, güçlüysen.

Bu kadar güçlüysen, kararlıysan kendini insan et, sana bakan gözle bak kendine!

.....

(İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Yakınlarına ve canı yanacak insanlara sabır kendisine rahmet diliyorum. Sabah ölüm haberini aldım. Yazık! Onun kurtarılmamasını savunan gaddar alçaklara karşı fazlasıyla yumuşak davrandığımız kanaatindeyim! Daha kararlı olmak, daha tavizsiz olmak durumundayız, bir insanlık ülkesini ayakta tutacaksak!)